Akçay – OturanBilge – Güncel Blog Sitesi

Akçay

saate baktığımda zaman baya geç olmuştu. aslında camdan dışarıya bakarak bile havanın kararmasından bunu anlayabilirdim. yanlarına giderek daha maçınız bitmedi mi diye sordum. son 2 dakika cevabını alır almaz masama giderek defterleri ve notları toplamaya başladım. kantin kapanmak üzereydi ve bizden başka pek öğrenci kalmamıştı. görevliler masaları ve ortalığı toplamışlar bizim çıkmamızı bekliyorlardı az sonra arkadaşlar geldi ve ağır ağır inmeye başladık merdivenlerden. nasıl koydum sana peste dedi arkadaşım bir diğerine. benim kolun tuşları tam basmıyordu diye cevap verirken arkadaş onu bunu bırakında nasıl gideceğiz akçaya diyerek ortaya büyük bir soru cümlesi bırakmıştım. burada ki soru cümlesinin büyüklüğü akçaya giden yolu bilmeyişimizden değil o yolu nasıl kat edeceğimizi bilmeyişimizden geliyordu. cebimizde fazla yol parası kalmamıştı. toplam 3 kişiden sadece 2 kişilik yol parası çıkıyordu, paranın diğer kısmı da playstation da eritilmişti. bu sefer pes bize fena koymuştu. sorun değil artık otostopla edremit gideriz, oradan dolmuşla akçay’ımıza geçeriz dedim.

otostopta artık bir marka olmuştum. gözlerimin çekikliğinden gelen bir özellik olsa gerek elimi kaldırdığım araba duruyordu ve ben bu özellik sayesinde araba seçiyordum. ama o akşam geç olduğu için araba seçecek lüksümüz yoktu. çok değil bir 5 dakika sonra araba durdu ve içine doluştuk. sağlı sollu uzanan uçsuz bucaksız zeytin ağaçları arasında ilerlerken;

kışın soğuğunda o buz gibi havada dolmuştan inerek akçayın hemen girişinde bulunan tansaşa daldığımızı ve biraz çözüldükten sonra dışarı çıkıp deparla eve gitmemizi, takıl pub, lunapark ve iskele tarafında ve kordonunda ki banklarda ve plajlarında sabahların 3’ünde 4’ünde içtiğimiz biraları, kordona 5 adım mesafede ki evden çıkarak hafta sonlarında kordon yürüyüşü yaptığımız zamanları, aile çay bahçesinin bulunduğu binanın hemen köşesinde ki o tadı eşsiz olan dönerciden her gün 1 bütün döner alışımın ve yanında 1 litrelik skol bira ile birlikte onu evde kıtlıktan çıkmış gibi yediğim günleri, tvsiz, radyosuz teknoloji özürlü evimizin 3. katta bulunma özelliğinden yararlanarak her gün mehtaba karşı içmemizi ve tüm akçayı sanki bir mobesa kamerası edasıyla tüm yolu izlediğim zamanları, aynı evin balkonunda ki divanında bir yastık bir yorganla yattığım gecelerin sabahında kaz dağları manzarasına karşı uyanmanın verdiği hazzı doyasıya yaşadığım zamanları, gecenin 3’ünde elimizde bakkaldan aldığımız bir ekmekle birlikte tüm akçay sokaklarında fütursuzca dolaştığımız zamanları, akçay da ki son gecemizde güzelim ilçenin bize son bir jest yaparak geleneksel bahar şenliği altında canlı konserleri izlettirmesi ve hemen 1 metre önümde havaya atılan yüzlerce havai fişek gösterisinin tadını doyasıya çıkarmamı sağladığı günleri düşünüyordum.

ben seviyordum akçayı ve eğer bir gün sizin de oraya o güzel yere yolunuz düşerse eğer eminim ki sizde seveceksinizdir. yalnız denize girecekleri şimdiden uyarayım benim gibi bir akdenizli iseniz akçayın suyu size de çok soğuk gelebilir. onun dışında tüm akçayı baştanbaşa boydan boya yürüyerek gezebileceğinizi ve doktorlar sitesi olarak geçen tarafta daha çok apartmanların olduğunu, 2. köprü tarafında ve o tarafın sahil tarafındaki evlerin denize sıfır olduğunu, duman kent sitesinin olduğu tarafın biraz tenha ve karanlık kaldığını, akçayın girişinde ki otogardan dönüş biletinizi alabileceğinizi ve hemen yanda bulunan olivecity de alışveriş yaparak en üst katında sinemaya gidebilir sinemadan sonrada bir porsiyon künefe yiyebileceğinizi, lunaparkında gönlünüzce eğlenebileceğinizi ve kordonda yol üstünde sağ tarafta bulunan stantlarda incik boncuk kolye takı alabileceğinizi hatırlatmak isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: