Argo – Fuck Yourself!

Argo – Fuck Yourself!

Öncelikle gerçek bir hikayeye dayanan bu filmi Amerikan Propagandası yapılıyor yeaa diye eleştiren insancıklara Allah, ”takımı yenik durumdayken belki gol atabilirim umuduyla rakip sahaya giden kaleci çaresizliği” versin diyorum. Film İran’da şahın devrilmesi ve ABD’ye kaçmasının ardından İran’daki ABD büyükelçiliğinin şahın İran’a teslim edilmesini isteyen İranlılar tarafından ele geçirilmesi ve baskın sırasında kaçan 6 ABD bürokratının kurtarılma hikayesini anlatıyor. Olay, konu, hikaye tamamen gerçekten alınmıştır. Elçilik baskını sırasında rehin tutulan 60 çalışandan sıyrılıp binadan çıkmayı başaran 6 çalışan Kanada büyükelçisinin evine sığınmıştır. Bu 6 çalışanı kurtarmak için Cia ajanı Tony Mendez’in aklına dahiyane bir fikir gelir. Hollywood yardımıyla Cia sahte bir film şirketi kurarak Tony’i film çekme bahanesiyle İran’a gönderecek ve 6 kişiyi alarak geri gelecektir.

– Film sırasında anlıyoruz ki Hollywood’un küresel dünyada ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu…Ayrıca 80’lerde Los Angeles’ta ki o meşhur Hollywood yazısının henüz yazılmadığını gördüğümde şaşırdım.

– İstanbul’daki Ayasofya sahneleri çok güzeldi. 1980 ruhu ve o dönemin İran’ı çok güzel ve flu olarak yansıtılmış.

– Film hikaye olarak çok güzel zamanlamayla izleyicilere aktarılıyor ve giriş-gelişme bölümüyle devam ediyor. Filmin son 15 dakikasında ciddi olarak gerildim ve bu da hoşuma gitti.

– Havalimani sahnesinde o devrim muhafızı İranlının afişteki çıplak kadın resmini gördüğünde verdiği tepki ve oyunculuğu çok iyiydi.

– Olay gerçek olunca Ben Affleck gerçeğe çok yakın bir paralelde filmi kotarmış. Filmin sonunda gösterilen fotoğraflarla filmde ki sahneler ve yaşananlar birebir aynı. Bu açıdan da yönetmeni tebrik ettim.

– Abd’nin ve dolayısıyla Cia’nin toplum mühendisliğinde ne kadar da ileride olduğunu bize göstermiştir. Aynı şartlarda ben olsaydım Ali kıran baş kesen kılıfına girip ”çekerim emaneti s.kerim adaleti” deyip direkt askeri operasyon düzenlerdim ama adamlar o 6 kişiyi kurtarabilmek için sahte bir şirket bile kurup basını da bu toplum mühendisliğine alet edip sahte senaryoya inandırdılar.

– Filmin tonundan ve dozundan memnun kaldım. Bana yaşattığı gerilim hissini sevdim. Filmin son bölümünün tamamen artistik kaygılarla yazıldığı, kaçışın belirtildiği şekilde olmadığı zaten herkesçe biliniyor. Ancak bunu da sanatçı yorumu olarak değerlendirmeli. Yoksa gerçek hayatta William Wallace öldüğünde filme göre hamile olduğunu düşündüğünüz Fransa prensesi henüz 12 yaşındaydı ve İngiltere Kralı Edward Longshanks’in ölmesine henüz 7 yıl daha vardı ancak sanatçı yorumu ve artistik kaygılar, kralın duyduğu son sözü Wallace’ın freedom çığlığı haline getirdiler ve hepimiz ayakta alkışladık. Sinema budur, sanat budur, yorumdur. Bunlarla sorunu olanların adresi History Channel’dır ki bu konuyu anlatan birer belgeselde vardır.

Argo ”Git Kendini Becer” filmi ziyadesiyle Oscar’ı anasının ak sütü gibi hak etmiştir. Filme puanım 10/9.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •