The Hunger Games: Açlık Oyunları – OturanBilge – Güncel Blog Sitesi

The Hunger Games: Açlık Oyunları

”İnsanlık, Afrikalı bir anne çocuğuna “Tabağındaki yemek bitecek!” diye bağırdığında kurtulacaktır.”

The Hunger Game Suzanne Collins adlı yazarın aynı adlı romanından uyarlanan bilim kurgu, aksiyon, dram türünde ki filmin adıdır. Stephen King, Stephen Meyer gibi yazarların bağımlılık yapıp elimden düşüremediğim cümleleriyle girizgah yaptığı gerçekten güzel bir film olmuş. Film yüksek dozda Survivor ve Bear Grylls izlemiş kitle için, Ultimate Survival içermektedir ve birazda mel Gibson’ın Apocalypto’sunu içermektedir.

Filmin içine aldığı konu itibariyle gelecek zamanda yaşanması gayet mümkün olan, Capitol halkının ilerleyen teknoloji ve can sıkıntısı yüzünden insanlar üzerine bahis oynama, hayatta kalabilmek için öldürmeye zorlama gibi konular anlatılıyor. Bu filmin türü bariz bir şekilde distopya olarak durmaktadır. Distopya ise kısaca şu demektir: Bilim kurgu filmlerin bir alt türüdür ve karanlık bir gelecekte geçen filmlerdir. Distopik fimlerinin en başarılı örnekleri The Matrix ve V For Vendetta’dır.

Aslında film biraz düşününce eski Roma’nın canlanarak gelecek bir yılda şekil almış hali gibi durmaktadır. Şahsi kanaatimce yazar büyük oranda eski Roma tarihinden ve kaynaklarından yararlanmışa benziyor. Roma İmparatorluğunda da başkent Capitol olarak geçmektedir ve bütün yollar capitol’a çıkmaktadır. Gücünü pekiştirmek, halkına göz dağı vermek ve halkın soylu kesimini neşelendirmek için aynı eski Roma’daki ”gladyatör” dövüşleri yapılmaktaydı. Kitapta bunun adı Açlık Oyunları şeklinde geçmektedir ve arena gibi bir alanda gladyatör dövüşleriyle aynı mantığa sahiptirler yani; ”hayatta kalmak için öldürmek.” Ayrıca capitol’un verdiği ziyafette capitol’de yaşayanlar yani soylu kesim insanlar fazla fazla yiyebilmek için aynı eski Roma’daki gibi yediklerini istifra etme suretiyle yediklerini çıkarıp yemeye devam edebilecekleri odalara sahiplerdi.

Son olarak filmle ilgili bir kaç eleştiride yapmam gerekecek.

-Filmde bir kere kitabın ana teması eksikti, yani açlık. Kitabı okumamış biri, o arenada açlık çekildiğine dair hiç bir his alamazdı. Maşallah filmde arenada dövüşen gençler damızlık camışlardan halliceydiler. Oysa ki kitapta Katnis neredeyse açlıktan ölüyordu. Bu hiç yansıtılamamış.

-Aynı mantıkla mıntıkaların sefil durumları hiç ama hiç yansıtılamamış. Filmin başından beri mıntıkalarda sanki hiç açlık çekilmiyormuş gibi her şey Şirinler köyünde ki gibi güllük gülüstanlık olarak yansıtılmış.

-Yine önemli bir detay, filmdeki vahşet çok kırpılmış, kan göstermekten ısrarla kaçınmışlar, oysa ki bu seri şiddet ve vahşet üzerine kurulmuş bir hikayedir. Bence film biraz ticari kaygılara yenik düşmüş ve filme gelen bebeleri korkutmamak için vahşet çok sığ geçiştirilmiş.

Bu tarz roman ve filmlerde kadın elinin değdiği çok bariz durmaktadır. Ana teması açlık ve öldürmek olan kitap ve filmde bu duygunun d’sini alamıyorsunuz. Konu itibariyle büyüleyici ama işleyiş bakımından sınıfta kalmıştır. Şu konuyu vereceksin Tarantino ya da Ridley Scott’a kan gövdeyi götürecek ve film gibi bir film olacaktır. Filme notum 10 üzerinden 5 puan olmaktadır ve umarım seri diğer filmlerde toparlanacaktır.

”Açlık Oyunları başlasın ve şans daima sizden yana olsun!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: