O Kadın…

Binlerce yıl geçmiş gibiydi üzerimden,

Halbuki okadar sessizdiki dünyam

Zaman geçmiyor bulutlar ilerlemiyor gün doğmuyordu.

Bin yıl geçmiş gibi sanki.

Aslında yapraklar dökülmüş karlar kaplamış ağaçları,Sonrasında karlar çekilmiş yapraklar çıkmış,

ve yapraklar tekrar düşmüştü..

Yani henüz çok yeniydi.

Küçücük dünyamın cevresinde kocaman yalnızlıklar

görünen yüzünün ardında saklanan koca gerçekler ve yüzleşmekten her defasında korktuğum “Sen”…

Beni terkedip giden,Yapa yalnız bırakan geceleri saatlerce kuru yastığımı ıslatmama sebep olan

“Sen” demekten çekiniyordum..

Nasıl diyebilirdim yüzüne karşı “o kadın” sendin diye?

Sonraları..,

Küçücük dünyamın bir buz parçası gibi eriyip gittiğini fark ettim.

İçimde sen eriyordun,Hayallerimiz eriyordu.

Ve ben bitiyordum.!

İçtikçe içiyor damarlarımda kan bırakmıyordum,

İçime doğru çekiliyordum…

Ağlıyordum ve gülüyordum

İkisini bir arada yapabiliyor ama sonunda yine ağlıyordum.

Yalnızdım..!

Yalnız bırakıldım…

Derken,

Soğuk ayazlara börünmüş akşamdan kalan ürpertici bir sabahta.

Bir başkası çıkı verdi karşıma.

Önceleri olmadı yapamadım desemde;

Nafile…

Sonraları anladım gidenin yerine gönderiyormuş birilerini Tanrı..

Üzülmelerimden, Onca yakarıştan, yalnızlığımdan pişmanmısın diye sorsalar?

Asla derdim..

Çünki onca Yakarışın , Yalnızlığın , Üzülmelerin Devamı Çok yakında.

Bu ayrılıktan hemen sonra.

Emir Ulugerçek

(Yazılarında cümle Harf Kelime hataları varsa affola..)

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •