Koca bir gençliğin 700 900 tl maaşla çalışması

Vakt-i zamanındaki büyük Türk filozofu Mustafa Topaloğlu’nun vecizesiyle lafa başlayalım. Ne demişti Topaloğlu yorumunda ‘’yorum var yorum yok!’’. Aynı şeyi günümüz şartlarında ki Türkiye gerçeğine uyarlarsak eğer ‘’iş var iş yok!’’. Peki ne demektir bu? Türkiye’de reel ölçekte bakıldığında günümüzün hayat ve yaşam şartlarında minimal ölçüde çalışmak isteyen adama gerçekten iş vardır. Buradaki kasıt gerçekten çalışmak isteyenedir. Minimal dememin sebebi çalışılacak şirket veyahut iş sektörünün normal şartlar altında ki olağan seviyesidir. Her il ya da ilçede 10 tane muhasebeci, 20 tane Rodi, Lewis gibi alışveriş dükkanı, 30 tane cafe&restaurant, 5 tane otel, Parkomat, yevmeli amele, fotoğrafçı, boyacı ve bilgi işlem gibi vb. vb. vesaire bulunabilir. Bu örnekleri vermemin sebebi bu tür yerlerin istihdam yaratmasıdır. İşte az önce saydığım örneklerde olduğu gibi bir ilçede istihdam yaratacak 5 tane hastane varsa belki 1 tanede holding vardır. İşte tam bu noktada da belki holding de pazartesi gel CEO olarak başla denilecek potansiyelin olmamasıdır. Büyük holdingler, üst düzey şirketler, uluslararası şirketler gibi en üst level’da çalışma imkanı herkese nasip olmadığından oralara kendilerini atabilen insanlar şanslı klansmanından olduğu için onların aylık kazandığı +5000 tl’li maaşlı meblağalar konu dışı olduğu için yazımızda ona değinmiyoruz. Bizim kıstasımız ayda 800 tl ile çalışan üniversite mezunlarıdır. Örnek verecek olursam eğer; özel hastaneler, tıbbi mümessillik, bankacılık, banka kredi kartı satış ve pazarlama departmanı, otel resepsiyonistliği, Adidas gibi yerler de satış elemanlığı, Migros, Tansaş, Kipa da reyon görevliliği, Media Mark, Teknosa da ki satış danışmanlığı…bu kadar birbirinden farklı sektörlerin hangisinde işe girerseniz girin ilk alacağınız meblağa 700-900 arasıdır. 4 yıllık fakültenin kendisine verdiği yetkiye dayanarak arkasına diplomayı alarak lisansların gücü adına bu sektörlerden herhangi birinde işe başlamak istenildiği anda en büyük kriter olan maaş etkeninin yanında devreye hareket eden insan gördüğünde yanan hareketli sensör gibi Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi işin içine giriyor ve maaşın yanında çalışma saatleri, iş yoğunluğu, işte ki sosyal ortam ve sosyal etkinlikler işin içine girerek x bilinmeyenli denklemin bilinmemezliği artıyor ve sonuç içinden çıkılamaz bir hale geliyor. Masa başı ofis içi işinde, pek de esnek olmayan insancıl mesai saatleri, kafi edici yıllık tatil süresi, gün yüzü gören sosyal bir işte çalışmak derken; adam restoran veya otelde garson veyahut mağazada tezgahtar. Aldığı para 800 lira, ailesiyle beraber yaşıyor, neyse ki kira ödemiyor, kazandığı paranın 4/1’i yemeğe, kalan paranın da çeyreği yol parasına gidiyor ki geriye kalan parayla bir şey olmayacağı zaten belli oluyor.

Bir süre sonra ailesinden ayrılıp yuva kurmak zorunda, yaşı gelip geçiyor, aileden kalacak bir şey yok. Eğer eşi çalışmıyorsa geçinmelerine imkan yok. Bu sebeple çalışan birisiyle evlenip en azından eve 1500 lira sokabilmesi lazım. Piyangodan zengin bir eşle evlenip sosyal statüde yatay hareket edebilirse ne ala yoksa asgari ücrete devam. Ancak maaşı, eğitim seviyesi, sosyal statüsü vs. düşük olduğundan, tek çaresi kendisiyle benzer şartlarda birisi ile evlenmek. Yine kendisi gibi haftanın 6 günü, genelde sabah 12 aksam 20 çalışan ya da daha da bahtsızsa sabah 7.30 akşam 10.30’luk birisini bulup evleniyor. Sonra aslında hiç yaşanmayan bir evlilik başlıyor, sabah 7.30’da kalkıp, kahvaltıdan sonra işe gidiliyor, ardından akşam 22ye doğru yorgun argın eve geliniyor. Zaten sürekli ayakta çalışıldığı için, bünye dağılmış durumda. İkisi de yığılıp kalıyor ve haftanın 6 günü bu şekilde devam ediliyor, kalan izin gününde de -ki çiftler şanslıysa izin günlerini aynı güne ayarlayabiliyorlar- öğlene kadar yatılıp yarım gün sosyalleşiliyor.
Bu insanların çalıştıkları işyerinde yıllarca kendini yırtsa olabileceği mağaza müdürü, bilmem ne şefi vs. ki onda da 800 lira olan maaş 1000-1200’e kadar çıkıyor, sorumluluklar ve harcanan zaman daha da artıyor. En kötüsü de bir kere bu düzenin içine girince, çıkması da kolay değil, çünkü sermaye biriktirecek imkân da yok. Yeter istifa ediyorum desen, o yaşta ortada kalırsın. Bu insanların hayatı da 3 sene o mağaza, 4 sene bu mağaza şeklinde geçiyor. Yaş da ilerlemeye başlayınca artık uzun sure ayakta durmak zorlaşıyor.

Konuyu en güzel şekilde Tyler Durden abimiz bize açıklıyor. “-burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. bu potansiyeli görüyorum ve hepsi heba oluyor. lanet olsun, bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz.”

Sjackson

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Genel içinde yayınlandı