Otostop Anıları

yıl 2 yıl öncesiydi. üniversite bitmiş staj dosyasını teslim ettikten sonra izmire geri dönecektik. içimde de ukte kalmıştı okul bitmeden bir kere otostopla gidecektim. arkadaşa sordum çekelim mi diye oda tmm dedi ve maceramız başladı. ikimizin de sırtında çanta havran-edremit sapağına geldik. ordan başladık elleri kaldırmaya.

saat akşam üstü 5.00 civarıydı. ilk başta artistlik yapıp kamyonlara, tırlara ve dandik arabalara çekmiyorduk. burada baya oyanlanmıştık. yaklaşık 1 saat sonra bir araba durdu. biz hemen arabaya bindik. arka koltukta dini takvimler vardı ve dayının suratında mülayim dinci bir ifade vardı. nerden bilebilirdik ki dayının mülayim sıfatının altında bir pshyco yattığını. koltuğun yanından bir sopa çıkardı ucundaki kanları gösterdi ve az önce bir adamı dövdüm bu sopayla dedi. hız rekorlarını kırarak ilerliyorduk. virajda sollamalar, karşı şeritten gelen kamyonlarla kafa kafaya denk gelmeler, yavaş gittiği için sollanılan bir tırın ardından camdan elin çıkarılarak orta parmak hareketi yapmalar derken biz polisin yanında indik. ordan hemen otostopa devam ettik ve çok geçmeden bir araba daha durdu. benim hiç sevmediğim tanışma faslı soruları ardı ardına geliyordu. arkadaşım dayı sen ne iş yapıyosun sorusunu sordu. karşı tarafın 15 saniye süren sessizliğinden sonra boşverin benim işimi ya cevabı geldi. zaten ben de merak etmiyordum. merak ettiğim tek soru vardı eve ne zaman varacağımızdı.

biz otobüslerin uğradığı ekbir dinlenme tesislerinde indik. karnımız açtı. tostları yiyip ayranları içtikten sonra gene anayola çıktık ve başladık otostopun 3. ayağına. bir ben çekiyordum bir arkadaş. bir araba durdu. orasıyla ayvalık’ın arası çok yakındı. adam ayvalık’a gidiyormuş sizi de orda bırakırım dedi bizde kabul ettik ve bindik. bu otostop yolculuğu boyunca en arızasız yolculuğumuz bu dayıyla oldu diyebilirim. biz ayvalık’ın girişinde indik. merkezde otostop çekemezdik bizde hiç abartısız ayvalık’ı bir baştan bir başa yürüyerek geçtik. ayvalık’ın çıkışında yokuşun başında gene başladık otostop çekmeye. bu arada da hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. planda ufak bir değişiklik yaptık. ayvalıktan soma yol ayrımına kadar minibüsle gidecektik. ordan ya otobüse binecektik ya da otostopa devam edecektik. minibüs geldi ve ona bindik. baya bir yol gittikten sonra otogarda indik. terminala adım attığımızda açık olan sadece 1 gişe vardı ve biz koskoca otogarda 3 kişiydik. ben, arkadaşım ve gişedeki elemandan başka adam yoktu. bileti sorduğumuzda hiç bilet kalmadığını tüm otobüslerin dolu olduğunu öğrendik. işte orada yavaş yavaş yusuflamalar başlamıştı.

açlık ve susuzluk baş göstermişti. ahiraten uykusuzluğun getirdiği baş ağrısıda vardı. aklımıza bir fikir geldi. otogardan izmir yoluna doğru yaklaşık 1 kilometre ötede benzinci vardı. oraya gidecektik. o yoldan geçmiş olanlar iyi bilirler. çanakkale-bursa-izmir karayolu olduğu için sık sık tırlar, kamyonlar ve otobüsler geçiyordu ve biz zifiri karanlıkta yürürken karanlık yolda beliren tek ışık benzinlikti. biz karınca misali sırtımızda çanta yanımızdan vızır vızır geçen -banketten yürüdüğümüz için anayolla dolayısıyla da yoldan geçen tırlarla aramızdaki mesafenn 2 metre bile olmadığını belirteyim- tırlar eşliğinde yürürken telime bir mesaj geldi. arkadaş ne yapıyorsun diye mesaj atmışı. ona o an içimde bulunduğum durumu anlatsam inanmazdı herhalde. bende teli kapattım ve benzinciye varmıştık. plan basitti. önce firmaları arayarak boş yer olup olmadığını soracaktık aynı zamanda da boş durmayarak otostop çekecektik. şansa o günde de hiçbir otobüste boş yer yoktu. sadece kamil koçta vardı onunda saati gece 2deydi ve otostop çekme işlemleri de başarısız gidiyordu. ilk başlarda tır, kamyon, dandik arabaları kayırıyorduk. bu sefer motora bile otostop çeker hale gelmiştik. planda rötuşlama yaptık. benzinliğin çıkışına gittik. benzinliğe uğrayan arabaları durduracak ve konuşarak bizi izmire bırakmaları konusunda ikna edecektik. burada da yaklaşık 1-1.30 saat oyalandık. ne duran vardı ne de bizi alan. saat 10.30-11 olmuştu. en sonunda iki adamı ikna ettik ve arabaya atlayarak yola koyulduk. her şey iyi hoş sohbet güzel gidiyordu ta ki elemanın koltuğun yanından şişe efesi çıkararak kafaya dikmesine kadar. bundan öncede 3 tane devirmiş. yanında ki adamda zaten sızmıştı. biz zig zaglar eşliğinde tıngır mıngır gidiyorduk. dayı pazarcı oduğu için bizi aliağa’da bırakacaktı. menemene varsaydık işimiz kolaydı. ordan dolmuşa atlar eve varırdık. biz aliağa girişinde indik. benzinci taktiğini burda da uygulamaya karar verdik ama bu sefer şansımız çok düşüktü. çoğu başarısız denemeden sonra markete sorduk ve son arabanın saatinin geçtiğini öğredik. yolculuğumuz buraya kadardı. tom hanks’in terminal filmindeki çaresiz olarak banka oturma performansına taş çıkartarak banka çöktük. tutunamayanlar modundaydık. o sırada da aliğada geleneksel yaz şenlikleri olmaktaymış ve biz bankta otururken hemen arka fonumuzda konser sesleri ve havai fişek ve lazer gösterileri vardı.

burdan daha ileri gidemezdik ne otobüsle ne de otostopla. cebimde kalan son kontörlerle evi aradım ve yol yardımı istedim. yardımın gelmesiyle birlikte yolun kalan kısmını kendi arabamla tamamladık ve saat gece 2.30 da eve varmıştık. saat 5 de süren otostop maceramız gece 3 te son bulmuştu. pişman mıydım? kesinlike değildim bir daha olsa aynı şartlarda bir daha çekerim.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •