Season of the Witch

neresinden tutmaya çalışsam elimde kalıp şöyle bir tutam övgüyü bile hak etmeyen bir film olmuş. oyunculuk desen sıfır, senaryo desen eksilerde gözüküyor, görsellik desen orası da facia. filmi spoiler vermeden ve özellikle sonunu söylemeden anlatayım desem içim el vermez. çünkü filmden bir sahne, bir coğrafik hata ve sonunu söylersem filmin ne kadar dandk olduğunu anlayıp bana hak vererek izlemezsiniz. böylelikle 2 saatinizi bu rezalet için heba etmemş olursunuz.

aslında suç bendeydi. nicholas cage’in hangi filmi seyirlik güzel olmuş ki bu filminden medet umdum. konu bakımından ilginçlik barındıran ve -eğer ki yönetmen batırmasaydı- ortaçağ, haçlı seferleri, cadı ve exorcism karışımı türüne farklı bir heyecan katabilirdi ama olmadı. filmde crusade var sanıp cennetin krallığını beklemeyin, filmde cadı kelimesi geçiyor diye the last exorcism veya emily rose hikayesi beklemeyin. yönetmen ve senarist el attığı her işin sonunu getirememiş. filmin heyecanlı bir başlangıç sahnesinden sonra beklentileriniz yükseliyor ama filmin sonuna doğru heyecan meyecan ve beklenti kalmıyor. exorcism olarak başlayıp kutsal damacana olarak bitiyor film. yönetmen haçlı seferleri ile kilisiye dokundurmak istemiş ama onu bile tam yapamayarak yarı yolda geri vitese takmış.

yazının bundan sonrası ileri derecede filmden sahneler içerir. filmi izlememiş olanlar yazıyı okumayı burada kessinler.

– filmin geçtiği dönemde daha millet bile olmayan elin amerikalıları medieval ve crusade filmi çekmeye kalkarsa işte böyle koskoca edremit ve izmiri çölden ibaret gösterir, arap topraklarını ve suriyeyi balta girmemiş ormanlar olduğunu gösterir.

-filmde manastır bölümlerinde iyice kayışı kopararak kutsal damacana ve şafak sezer’i bile kıskandıracak derece absürtlük gösterisi sunuyor. şeytanı yarasadan hallice betimlemek, şeytanla yağlı güreşe tutulmak ve şeytana kafa atmak -bildiğin gerçek anlamında kafa atmak-, yarasa şeytanın kanatlarından kapıya mıhlamak ve şeytana şöyle bir replik vererek ”-ben yıllarca bu kitaptan neler çektim biliyor musun sen?” şeytanı küçük emrah moduna bürümek.

-yönetmenin klişeler denizinde boğularak bize asma bir köprüden geçerken düşme tehlkesi heyecanını vermek. 3 yaşında ki çocuk bile bilir o ipin kahramanlar geçinceye kadar kopmayacağını, çünkü neden ip kopup kahramanlar ölürse film orda biter.

-flmde kutsal suyumuz bitmiş lafından sonra birde ”verdim kutsalı verdim kutsalı” repliğin duysaydık tam olacaktı.

-nicholas cage’in son sahnede -ah ulan çıtır gibi hatunu kurtardık ama şimdi de ölüyoruz iyi mi bakışını kaçırmayın derim.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •