Korku Filmi!

limonsuz limonata!

korkunuzu nasıl alırdınız? hayaletli perili 2si bir arada gibi mi? gore tarzı şekersiz kahve gibi mi? yoksa exorcism tarzı genel kabul görmüş nescafe 3’ü 1 arada gibi mi?

son 2-3 gündür arka arkaya korku filmlerine sarmış bulunmaktayım ki sinema yelpazesinde en sevdiğim türler arasında gelir. ama bu son 2 günde izlediğim korku filmlerinin hepsi karavana atışlar gibi oldu ve artık bu konu hakkında bazı şeyleri dillendirmek istedim.

bir insanı nasıl korkutursunuz? karanlık bir çekimde ve loş bir ortamda ani kamera hareketleri ve bir anda fiçuvv diye yükselen müzik eşliğinde aniden beliren objelerle değil mi? veya bunlardan en güzeli aslında orada olmayan bir şeyi oradaymış gibi göstererek korkutma. tıpkı paranormal aktivite gibi. veya insanoğlunun en zayıf noktası olan dini temalardan yola çıkarak şeytan, iblis, cin gibi olaylardan korkutma filmleri vardır.

paranormal şizofreni!

the last exorcism filminde son şeytan bükücümüz peder cotton marcus biz ekranda klasik exorcism triplerini korkuyla izlerken o bu olayların perde arkasını bize gösteriyordu. (misal bize bir işaret ver şeytan denildiğinde suyun içine bir cihaz atıp ısısı değişerek kaynayan su gibi). al sana devilden gelen bir işaret. ya da sabah uyandığında elleri, kıyafeti ve yatağını kanlı bulan kahramanımızın aslında uyur gezer veya şizofreni bir hasta olup gece ahırda ki hayvanları kesmesinden dolayı o kanların gelmesi.

işte doğa üstü ve paranormal olayların nasıl olduğunu ve din mi bilim mi çatışmasını en iyi anlatan film the exorcism emily rose’dur. gece gelen o kasılmaların ve iki büklüm olmanın aslında fiziksel bir rahatsızlıkla, şeytan silueti görmenin şizofreni ve sara hastası olmasıyla açıklanması gibi örnekler. konuyu daha iyi anlamanız için amerikan büyüsü adlı filmde, film boyunca gelişen hadiselerin aslında neden olduğu sonunda açıklanmaktadır.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •