Takım Elbise

hissediyordum. 1. takım elbise savaşı başlıyordu. son hazırlıklarımı tamamladıktan sonra aynada ki yansımama yani ben’e son direktiflerimi veriyordum. vizyonum ve misyonum belliydi. amacım daha alışveriş merkezinin kapısından içeri girmeden istediğim şey olan ceketi alıp çıkmaktı. ama adım adım hem de kendi rızamla büyük bir kumpasın içine doğru çekildiğimi bilemezdim.

hayatım boyunca oldum olası ‘’plaza insanları’’ ile dalga geçmişimdir. her ne kadar beyaz yakalılar o beyazlıklarını işleri dolayısıyla da giyseler de bana ve benim tarzıma pek uymuyordu takım elbiseler. evet, barney stinson’ı severdim ama onun sadece karakterini beğeniyordum. giyim tarzını benimsemek pekte istemiyordum.

telefon ve cüzdanı x-ray cihazından geçirdikten sonra gözlerim avına kilitlenen bir şahin edasıyla kiğılı mağazasına ve dolayısıyla ceketlere odaklanmıştı. bundan önceleri daha sportif ve rahat giyinen bir ben giyim tarzında biraz rötuşa giderek daha ciddi ve erkeksi bir üsluba geçiyordum. kot ve pantolon aynı kalacaktı ama üstümde gömlek, kazak gömlek, ceket ve paltoyla yenilmez armadalı ilk 5 ile sahaya çıkacaktım bundan sonra. mağazadan içeri girer girmez harika pazarlama tekniklerine karşı bende başlarda harika bir savunma direnci gösteriyordum. karşıdan gelen sağlı sollu satış elemanı ataklarına karşı bende kalemi olağanca kudretimle savunuyordum. onlar bana kundura ayakkabıdan beyaz mendile kadar tam takım elbise giydirmeye çalışıyorlardı. ben ise zaferimin işareti olacak olan bir tane ceketi alıp çıkmak istiyordum. çetin geçen bir 5-10 dakika sonunda karşılıklı ataklarla ilk devreyi kapatmıştık. ama sonra takatim kalmadı ve beni öldürücü darbeyle vurmuştu. ‘’sen gene de bir takım elbise al, dolabından bulunsun. yarın bir gün iş görüşmesi veya düğünlerde lazım olur’’ demişti bana. ben ki iş görüşmesine eşofmanla giden bir adamdım. kendi düğünüme bile kot- tişört kombinasyonuyla katılacak bir largelığım ve relax yapım vardı. ama bu söz sonunda beyaz bayrağı çekmiş gibiydim. %50’lik bir adım atarak antlaşmaya razıydım. beyaz gömlek—-> check, ceket——> o da check, kravat——>eh hadi ona da check, palto—–>check idi. ben sırasıyla checking checking chicken yaparken karşıya nota vererek kesinlikle o iğrenç kumaş pantolon ve kundura ayakkabıyı giymekte mutabık olamazdım. nereden bilebilirdim ki kiğılı’dan sadece değil gömlek, ceket, palto üstüne beyaz mendil, ayakkabı ve kemeri bile alarak çıkacağımı.

önce beyaz gömleği giymiştim, ardından kravatı yakama taktım, sonra kumaş pantolonu altıma giydim, ayakkabıyı da altıma geçirerek aynaya şöyle bir baktım. ve gördüğüm manzarada değil barney stinson olmayı ‘’takım elbise içinde maymuna dönme sorunsalı’’ yaşıyordum. çevreden gelen çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu tamam mı’’ gazlı nidalar bana gaz veremiyordu. bu tarzı sevmemiş, sevememiş, sevmiyordum.

en sonunda yakama 5tllik üstünde kiğılı arması olan beyaz mendili, deri kemeri ve üstüme paltomu giyerek kredi kartımı kasaya doğru uzatıyordum. sonrasında takım elbiseyi çantaya koydurdum, kasadan faturamı aldım… savaş alanından yenik ayrılmış boynu bükük komutan edasıyla başım yerde yürüyordum ama kiğılı markalı içinde takım elbise olan çantayı ve paltonun koyulduğu özel kalıplı askıyı başımın aşağıda olmasının tersine yüzümün yukarısında bir mesafede kaldırarak yürüyordum. bu arada mağazaya altımda eşofmanla geldiğimi hatırlatayım…

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •